Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 

Kayip Kitap

Sat May 30, 2009, 6:02 AM
Bir roman yazmaya karar veren, fakat yazıya bakınca midesi bulandığı için daha önce hiç roman okuyamamış bir genç vardı uzak bir ülkede. Neler yapabileceğini danıştığı büyükleri, ona büyük yazarlardan bahsediyorlardı: Tolstoy'dan, Dostoyevski'den, Shakespeare'den, Kafka'dan ve diğerlerinden. Bu adamların çok büyük yazar olduklarını söylüyorlardı. Mide bulantısından kurtulup okumalıydı şaheser yazan bu muhteşemleri. Doktora gitti, durumunu anlattı. Kitap okuyabilmesi için bir gözlük verdi doktor, genç adama; ama sefer iyice kötü oldu. Eskiden sadece midesi bulanıyordu, şimdi bir de kusması başlamıştı. Birilerinden rica edip ona kitap okumasını isteyebilirdi; ama o çok utangaçtı. Bunu hiçkimseye söyleyemedi. Ayip olmaması için "Okuyorum!.." diyerek yalan söylüyordu arkadaşlarına. Gerçi zaman zaman okuyamadığı için sevinmiyor da değildi; çünkü onlar gibi yazamayacağını biliyordu ve bu durum sinir bozucuydu. Dünya klasiği yazmış ve yazmak denince akla gelen ortak isimlerdi onlar.

Yazarken bulanmayan midesiyle karalamalar yapmaya başladı; ama yazdıklarını bir türlü beğenmiyordu. Hele de arkadaşları ona,

- Yazacaksan Marquez gibi, Balzac gibi yaz, müthiş adamlar ya!..

diyerek tavsiyelerde bulununca hepten kötü oluyordu. Bilmediği bir örnekten nasıl ilham alabilirdi ki? Kendi kendine onların nasıl yazmış olduklarını düşündü. Akıcı bir üslup kullandıklarına ve her satırında bir sır bulunan, iyi tasarlanmış birer hikâyelerinin olduğuna emindi. Yazmanın bir disiplin işi olduğunu da biliyordu. Duyduğu kadarıyla bahsi geçen büyük yazarlar yıllarca günde en az 10 saat çalışarak eser veriyorlardı. O hâlde kendisi de böyle yapmalıydı. Eğer sabırlı davranip bütün yazdıklarını kelime kelime gözden geçirirse, belki onlarınkine yakın bir roman üretebilirdi. Öyle de yaptı zaten. Harfleri bile tek tek inceliyordu... Gel gör ki yazdıklarını ısrarla beğenmiyor, arkadaşları görmesin diye gizlice yırtip çope atıyordu. Çok zaman sonra nihayet az da olsa içine sinen bir kitap yazmıştı. Bitmesine rağmen kimseye okutmuyordu. Her gece odasına kapanip saatlerce çalışıyordu. Tek derdi biraz onlarınkine benzemesiydi. Bir defa okusaydı, bir tane okusaydı; ama olmadı, okuyamadan yazdı bütün yazacaklarını ve bir akşamüstü önce gözleri karardı, midesi bulandı. Sonra da çekip gitti bir bilinmeze. Oysa henüz çok gençti, daha 42 yaşındaydı. Ölüm, iki beden büyük bir ceket kadar çirkindi onun utangaç ruhunun sığdırdığında. Kitabı da onunla beraber kadem bastı sırra. Geriye yırtip attığı yazılawrından sadece birinin çeyreği gün yüzüne çıkabildi ve ne gariptir ki klasik olmuş yazarlardan hiçbiri bu kadar kısa bir yazıyla aşkı böylesine güzel anlatamamıştı:

"Aşkı bitiren şey, iki tarafın da kendini âşık zannetmesidir. Oysa hiçbir aşkta iki aşık olmaz; çünkü tipatip aynı oranda bir sevgiyi yazmamıştır tarit henüz ve bu hikâyede fazla seven âşık, öteki de mâşuk olarak geçer kayıtlara. Gel gör ki hiç kimse 'Ben maşukumé' diye bir itirafta bulunmamıştır biten aşkına ağlarken ve ısrarla hep âşık olduğunu iddia etmitir. Hâlbuki bir aşkın içinde sadece bir kişidir âşık olan. İki sevgili yoktur mesela, biri sevgiliyse, öteki 'sevdiği'dir aslında. O hâlde yaşadığın aşkta hangi taraf olduğunu bilirsen, bu aşk sonsuza kadar sürecektir. Eğer sen sevdiği isen, derhâl bırak sevöeyi ve sevilmenin tadını çıkar. Karşılıksız sevmek değil, karşılıksız sevilmektir tekif ettiğim. Öyleyse sen sadece sevil ve bu sevgiye layık olmaya çalış; çünkü sen sevdiğisin. İşte gül bunu bildiği ve iyi sevdiği olduğu için bülbülün aşkı sonsuzdur.

'Seni seviyorum'un karşılığı 'ben de seni seviyorum!' olduğu sürece bitecektir aşklar. Ne zaman ki 'seni seviyorum'un karşılığı 'ben de sana seviliyorum!' olursa sarsılmayan kayalara benzeyen mevsimsiz aşklar yeşerecektir, karmaşaya sarılmış dünyanın nicedir kurak meşk bağlarında."


'Kayip Kitap'ta kim bilir daha neler vardı ve usta edebiyatçılarla beraber bütün dünya Kayip Kitap'ın bir gün mutlaka bulunacağına inanmak istiyordu. Çeyrek sayfalık yazı yı bütün yazarlar değiştire değiştire kullanmak zorunda kalmışlardı ve eğer Kayip Kitap bulunabilirse belki de hiç kimse bir daha hiçbirşey yazmayacaktı; çünkü yarılarak geçildiğini bilmediği için içip gitmişti okyanusları ve bu yüzden de kusunca hep okyanus kusuyordu genç yaşında ölen büyük yazar.

İşte böyle oluyordu ve insan körkütük bir teslimiyetle başkalarının eserlerine bakınca, onlarınkine benzeyen şeyler yapmanın ötesine geçemiyordu. İsmi bile bilinmeyen, Kayip Kitap'ın yazarı eğer hepsi birbirine benzeyen dünya klasiklerinden sadece birini okumuş olsaydı, çeyrek sayfasıyla bu kadar çok yazılmışın önüne nasıl geçebilirdi ki? Şimdi hiç kimseye benzemeyen bu genç adamın dokunduğu kalemi görebilmek için çıldıran şuursuzlar, onu defnederken dünyanın en büyük yazarının üstüne toprak attıklarını nereden bileceklerdi?

(Erdal Demirkıran - Sadece Başbakan Okusun)

  • Mood: Sadness

Savas!..

Fri May 8, 2009, 6:52 AM
Felek sordu: "Neden öldüğünü biliyor musun evlat?". Merak ediyordu...
Çocuk anlattı: "Annem bana ninni söylüyordu, akşamdı. Sonra birşey oldu ve beni buraya getirdiler."
Felek devam etti: "Savaş vardı sizin memleketinizde, seni o yüzden öldürdüler."
Çocuk sordu: "Ölmek ne demek?"
"Savaş" dedi felek tekrar.
"Savaş ne demek?" dedi tekrar çocuk.
Feleğin gözleri sulandı, "Sus çocuk" dedi.
Çocuk tekrar sordu: "Sus ne demek?"
Felek sustu, çocuk sustu, savaş susmadı ve bir başka çocuk daha öldü ninnide. Suçsuzdu, sus sustu.

  • Mood: Sadness

Mutlu Yillar

Thu Jan 1, 2009, 10:21 AM
2009 hepimize, ülkemize, milletimize, dünyamıza hayırlı olsun. 2008'de yaşanan kötü olayların yaşanmaması ve krizin sona ermesi dileğiyle...

  • Mood: Joy

Lütfen 2 dakikanizi ayirin!-Please separate 2

Mon Dec 22, 2008, 9:39 AM
Geçmişte ve günümüzde, bir çok zalim tarafından zulme maruz kalan Türkler ve Osmanlılar adına, bunları yapanların ve bu zulümlere göz yumanların özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu vahşetlere göz yumamayacağımı belirtiyor, tüm Türk Dünyası adına, bir Türk olarak özür bekliyorum!

Mustafa Kemal Atatürk; “Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi”, s.260-261, Nutuk.

[link]

------------

I belive that all Armenians and their supporters should apologize for the atrocities that the Armenians had exposed to the Ottoman people in the past.

I declare that I can not tolerate these; and on behalf of the Turkish world and Ottoman Descendants, I expect apology!

Mustafa Kemal Atatürk; “They had killed thousands of blameless and aidless mothers and children with torture. It was the Armenians who had done this atrocity that has no equal in the history”, p.260-261, Speech

[link]

  • Mood: Sadness

Geldim

Fri Dec 12, 2008, 6:44 AM
Çook uzun zaman oldu/muş girmeyeli devyın'a. bunu anlamak benim için zor olmadı. Şifremi unutmuş olmamdan şak diye anladım. "Lan ne zamandır girmiyorsun sanırım?" dedi kendim kendime.

Bir varmış bir yokmuş, er-art diye biri varmış. dA'ya girmemiş girmemiş ve sadece :iconilkerkaan: tarafından hatırlanmış.

Kendilerine teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bu cörnıl'ı okuyup yorum yazana da, yazmayana da. Okumayana teşekkür yok :p

Bir süre sonra (belki yarın, belki yarından da yakın, belki 3-4-5-6 ay sonra felan) yeni bir hesap açip orada sıfır(0)dan başlamak istiyorum. Bu hesap ise ilk göz ağrısı olarak süslü püslü bir şekilde sandığa kaldırmayı düşünüyorum. Bizi izlemeye devam edin...

  • Mood: dA Love

Journal History

Site Map